Soğuk hava cildimizin koruyucu bariyerinin zayıflamasına ve nem kaybetmesine neden olmaktadır. Bu durum özellikle, dış etkenlere maruz kalan el, burun ve dudak gibi bölgeleri daha fazla etkiler. Soğuk hava şartları dolayısıyla, ciltte oluşan nem kaybına bağlı olarak yağ dengesinde de değişiklikler olur ve kuruluk belirtileri olan kızarıklık, pullanma, kaşıntı ve gerginlik hissinde artış görülür.
Soğuk kış aylarında duş aldığımız suyun sıcaklığı 35°C’yi geçmemelidir. Cilt kuruluğu olan kişilerin sıcak su ile yıkanmaması, kese ve lif yapmaması ve banyoda uzun süre kalmaktan sakınması gerekmektedir.
İç mekanlarda ortam sıcaklığının gündüz 20°C, gece 19°C, nemliliğin ise %45-55 arasında olması tavsiye edilmektedir. Zira kış aylarında klima, elektrikli soba ve kaloriferler ile ısıtılan alanlarda cilt kuruluğu ve çatlaması artar. Günün belli saatlerinde ortamın havalandırılması, oda nemlendiricilerinin kullanılması veya ısıtıcıların üzerine kap içerisinde su konulması ile iç mekanlarda nemlendirme sağlanabilir.
Kuru bir cilde sahipseniz cildin koruyucu bariyerini korumak ve güçlendirmek için sabun, paraben ve renklendirici katkı maddeleri içermeyen nazik temizleme jelleri kullanılmalıdır.
Her duştan sonra cildimizi mutlak uygun bir nemlendirici ile nemlendirmeliyiz.
Rüzgar, soğuk gibi dış etkenlere daha fazla maruz kalan el, burun, dudak gibi bölgelerin yoğun nemlendirici özelliği olan kremlerle nemlendirilmesi gerekmektedir. Dudakların tükürükle ıslatılmamasına dikkat edilmelidir. Bu amaçla dudak balmları kullanılmalıdır.
Soğuk havalarda kıyafet seçimi yaparken cildimize direk temas eden kumaşların yün ve pamuklu yapıda olmasına özen gösterilmelidir. Elyaf, naylon tarzı cildin nefes almasını engelleyen, terleten kumaşlar tercih edilmemelidir. Aksi takdirde kıl dibi iltihabı olarak bilinen follikülit oluşumuna neden olabilir. Dış etkenlere yoğun maruz kalan bölgelerin eldiven, atkı ve çorap ile korunması ihmal edilmemelidir.
Su kaybını önlemek için günde ortalama 2 lt su içilmesi gerekmektedir. Kış aylarında bu amaçla bol çorba ve bitki çayı tüketilebilir. Kış aylarında doğru beslenmek ve cildin ihtiyaç duyduğu vitamin ve mineralleri almak, cildin daha sağlıklı olmasını sağlar. Omega 3, E ve D vitamininden zengin balık, kurutulmuş meyveler, badem, ceviz, fındık, çam fıstığı gibi kuruyemişler, kivi, rezene, ıspanak gibi meyve ve sebzeler cildimizin ihtiyaç duyduğu vitamin, mineral ve doymamış yağ dengesi sağlayarak cildin daha parlak görünmesine neden olur.
Ellerin aşırı sıcak ve soğuk su ile yıkanması ellerin kuruması ve kızarmasına neden olur. Bunun yerine ılık su tercih edilmeli ve kuruladıktan sonra el ve tırnakların nemlendirici özellikteki bir krem ile nemlendirilmesi gereklidir.
Kayak yapanların ve yüksek rakımlara çıkanların güneş ışınlarına daha fazla maruz kalacağı unutulmamalıdır ve güneş koruyucu kullanılması ihmal edilmemelidir.
Özellikle rozasea hastaları yüzlerini yazın sıcaktan koruduğu gibi kışın soğuktan ve ayazdan da korumalıdır. Hem sıcak hem soğuk hava damar çatlaması ve kızarıklıkları artırabilir.
Kış aylarında günlük nemlendiricilerde spf20 ve üzeri koruyucu varsa ek güneşten koruyucu kullanılmasına gerek yoktur. Ancak leke ve rozasea hastaları bunun dışındadır, onlar hem UVA hem UVB hem de mavi ışıktan korunmalıdır.




